Kayıtlar

Harika(!) mı her şey?

Resim
Bir zamanlar yaz tatili geldi diye düğünlerde halay çeken Fri, şimdilerde mezar başlarında ağıt yakarken görülüyormuş.

Sonbaharı severim. Özünde iyi mevsimdir. Bıktığım sıcakların bitişinin habercisidir. Aynı zamanda benim için kara haberi getiren postacıdır kendisi. Sonbaharla okul birbirini tamamlayan yapboz parçaları gibi. On beş yıl önce okula ilk başladığımdan beri gıcığım bu mevsime. Neyse nefret kusmayacağım şimdi burada. Ama okul sistemlerine bir parça sövebilirim. Lisede MEB’e söversiniz, üniversitede öğrenci işlerinden danışman hocaya kadar sövecek geniş bir alanınız var. Özellikle danışman hocalar. Mail atıp soru sorarsınız, cevaplamazlar. Bazen şu günler şu saatler arasında okuldayım gibi cevaplar alabilirsiniz. Bir kaç denemeden sonra ise bir sorunuza adam gibi bir cevap gelir.

Haftaya cehennemim başlıyor ve ben harika(!) hissediyorum. Nasıl bir tatilse anlamadım artık, fiziksel yorgunluk had safa (Gündüz uyuyup gece ayakta kaldığım için de olabilir.). Moral sıfırdı s…

Su Damlası

Resim
Bir zamanlar meditasyon yapmaya kalkmıştım. Bağdaş kurarken zaten zorlanıyorum. Bir de sırtımı dikleştirip hiçbir yere yaslanmadan öyle oturmak çok rahatsız edici. Sonra meditasyon için illa öyle oturmak gerekmediğini öğrendim. Önemli olan kafayı boşaltmakmış. Düşünmemek çok kolaymış gibi (!). Bilinçli olarak hiç bunu yapabildiğimi sanmıyorum. Düşünmemeye çalışmak da düşünmek değil mi? “Düşünme, düşünme...” diyerek meditasyon yapıldığını sanmıyorum. Aslında meditasyon nasıl yapılır onu da hatırlamıyorum. Muhtemelen sallıyorum.


...


Saz-chan demiş ki: “Okul açılacaksa açılsın artık. Kafam dağılır.”


Senin kafan dağılsın diye benimki de “toparlanmamak” üzere dağılmak zorunda değil. Biten senenin dağınıklığını yeni topladım. Kafanı dağıtacak daha güzel yöntemler var. Gel sana bir iki tavsiye vereyim. Okul açılsın diyerek beni darlama.


Eğitim hayatım boyunca okulu anasınıfı dışında pek sevdiğimi hatırlamıyorum. Fırsatım varken bırakmalıydım. Nereden bulaştım bu üniversite işlerine?


.…

"Hayat kısa, kuşlar uçuyor."

Resim
Yatağa uzanmış kitabımı okuyordum ki açık pencereden içeri bir ambulans sireni daldı. Hareketi ve aciliyeti hissediyordum. Hastaneye mi yetişmeye çalışıyordu? Yoksa hastaya mı? O ambulans bugün kaç hayat taşımıştı? Kaçını kurtarmıştı? Kurtarılamayanlara ne olmuştu? Kimin yakınlarıydılar?

Ölüm var ama biz onu hep unutuyoruz. Başımıza gelene kadar da umursamıyoruz. Biz gün içinde yaşadığımız olumsuzluklara somurturken kaç insan bir yakınını kaybettiği için ağlıyor? Beğenmediğimiz yemeklere burun kıvırırken kaç insan yiyecek tek lokma bulamadığı için eriyip gidiyor? Trafiğe söverken kaç insan kurban oluyor? Bir düşünce uğruna kaç insanı kaybediyoruz? Sabah uyandığımızda kaç insan sonsuza kadar uyumuş oluyor? Bu dünyada günde kaç hayat solarken yenileri açıyor?

İş yerinde patronuna kızıp akşam hıncını evladından alıyorsun. Okulda hocana kızıp arkadaşınla kavga ediyorsun. Annene babana kızıp bağırıyorsun. Peki ya onları bir daha göremezsen? Pişmanlığını hayal edebiliyor musun? Keşkelerin…