Kayıtlar

Sevgili Güneş...

Resim
Nasılsın? İyisin inşallah. Çiçekler nasıl? Çok sevdiğimi biliyorsun onları. Geçen mektubunda yapmak istediklerinden, planlarından bahsetmiştin. Benim de planlarımı sormuşsun. Cevabım gecikince yine yazmışsın. İki gün önce aldım o mektubunu da. Parfüm mü sıktın? Endişe kokuyordu. Biraz da korku sinmişti galiba. Mutfakta yemek pişerken yazdın sanırım.

Sana yazmadığım için üzgünüm. Umut kalemim bitmişti. Yenisini de alamadım. Evden dışarı çıkmak istemiyorum. Güneş ruhumu kamaştırıyor. Güneş batınca ise uykum geliyor. Hareket edecek halim kalmıyor. Her sabah ekmek ve gazete getiren bakkalın çocuğundan kalem istedim bir tane. Şansıma bakkalda da kalmamış. Kendininkini ödünç verdi. Mektubu yazınca geri vermem gerek. Bir çocuğun umuduna el koyacak kadar gaddar değilim. Teşekkür olarak ucunu açıp vereceğim.

Yapmak istediklerimi ve planlarımı sormuştun. Umutlarından bahsediyordun. O mektup güneş gibiydi. Okurken içim kamaştı. Tutan elim yandı. Ben güneşten kaçarken güneşi bir zarfta bana gönder…

Musluk

Resim
Hani sol yanınıza bir şey oturur ya... Siz dersiniz öküz, ben derim fil. Bütün vücudunuza ağır gelir hani. Vücudunuz ağır gelir. Atan kalbiniz değil, bir kaya parçasıdır. Her atışta canınız yanar. Nefesiniz ağır gelir. An ağır gelir. Hisleriniz ağır gelir...

Katran karası bir musluk akmaya başlar. Damla damla... Yavaş yavaş... Hızlanarak... Delicesine... Kapatacak olan kişi musluğu açandır ve açtığından haberi yoktur. Siz zorlarsanız elinizde kalır. Daha çok akar... Aktıkça kararır içiniz.

Mücadele ederken daha çok karaya bulanırsınız. Yorulursunuz... Bir köşeye oturur, boğulmayı beklerken düşünürsünüz. Her şeyi gözden geçirirsiniz. Siz düşündükçe musluk şevke gelir. Kamçılanan at gibi şahlanır. Her musluğun hayali şelale olmaktır. Kendini kanıtlamak istercesine aktıkça akar... Aktıkça yakar... Bembeyaz oda siyaha bulanırken göremez olursunuz... Düşünemez olursunuz...

Öleceksinizdir ama kalkıp gidemezsiniz. Çünkü kendinizi oraya siz zincirlediniz. Bağlanmayı siz seçtiniz. Risk almak …

Size De Oluyor Mu?

Resim
Size de oluyor mu? Yazmak bir ihtiyaç ama yazacak bir şey bulamıyorum. Aslında yazacak onca şey var ama ifade edemiyorum. Yanımda kitabım bana bakıyor. Belki de bitireceğim diye inat ederim. Biter. Artık mutluyumdur ama gözlerimin canına okunmuştur. Yine bozulmuşlar zaten. Gözlüğümle bile hayat bazen bulanık. Ama o bulanıklık da güzellikler saklayabiliyor. Özellikle şehre bakıyorsanız. Işıklar daha güzel görünüyor. Kaostan bile bir estetik çıkabiliyor.

Size de oluyor mu? Bazen neşe saçmaktan yoruluyorum. Somurtmak, hep somurtmak istiyorum. Kızıyorlar bana. Hep gülmem gerekiyormuş. Gülmeyi unuttuğumuzda ne yapacağız ya? Hep güleceksiniz kanunu mu var? Mahpuslara düşmek için çok gencim. İcat çıkarmayın!

Size de oluyor mu? Bazı şeyler, bembeyaz saf mutluluğunuzu suya düşüveren mürekkep damlası gibi dağılıp zehirliyor. O mürekkep kimdir necidir belli olmuyor. Bazen en kalitelisinden. Bazen en ucuzundan. Açığından koyusuna kadar çeşit çeşit. Arınmak için azalmak gerekiyor. Azalmak için de …

Ben Nerede Hata Yaptım?

Resim
Üzgünüm. 
Fazlasıyla üzgün.

Dahası kızgınım ve soruyorum:

Ben nerede hata yaptım?

Sevdiğim insanların iyiliğini isteyip onlar için bir şey yapmak isterken bir buzdağına çarptım. Maalesef Titanik kadar görkemli batamadım. Onun kadar da güzel bir hikayem yok.

Kızarmış gözlerim yüzüme oyulmuş gerçekler. Gözyaşlarım ise yanaklarımı döverek yağan yağmur, geride hafif bir yanma hissi bırakarak. Pek de hoş bir görüntü değil. Zira içim de pek hoş değil.

Bir yerlerde bir şeyleri yanlış yapmış olacağım ki bir fırtına vurdu kıyılarımı. Rüzgar ters yönden esiyor. Üşüyorum. Belki de sadece küresel soğumadır. Yavaş yavaş donarım. Sonra ne olur?.. Bilmem. Önemi var mı? Artık ben, ben olmayacağım.

Yoruldum. Bir şey çıt etti ama neydi bilmiyorum. Belki tahammülüm, belki ben. İnsanlar beni yoruyor. Hem de çok yoruyor. Elimden gelse bir kaplumbağa olurdum. Kabuğuma gizlenir zamanın geçmesini beklerdim. Zamanla beraber ben de bu dünyadan geçip giderdim.

Üzgünüm.

Fazlasıyla üzgün.

Dahası kırgınım ve soruyorum:

Be…

Öldük mü?

Resim
Sonunda yazacak gücü buldum. Bunlar doğru kelimeler mi bilmiyorum. Yazdım, sildim, beğenmemiştim. Kafam o kadar dağınıktı ki doğru şekilde ifade edemedim kendimi. Hatta ifade i’sini ifade edemedim dersem daha doğru olacak. Ben de fırtınanın geçmesini bekledim. Geride kalan manzara çok şey anlatacaktı. Öyle de oldu.

Şimdi gözlerinizi kapatın. İçerideki başka gözleri açın. İyi bakın bu şehre. Hırpalanmış... Talan edilmiş... Yağmalanmış... Tamamıyla yorgun bir şehir... Belki de ölü... O şehri görebiliyor musunuz? Hissettiniz mi; kaosunu, hüznünü, yorgunluğunu? Peki küllerinden doğan kuşu bilir misiniz? Bir şehir de neden bir kuş olmasın ki?

O şehir kuş olmaya karar verdi. Hür ve tasasız bir kuş. Kanatlarını kendi yontacak. Yeniden inşa olacak. Temellerinin üzerine yeniden dikilecek. Kendi olmaktan memnun olacağı bir kendi olacak. Ben benim diyebilecek sevgiyle, gururla. Herkesten önce kendini sevip sayacak. Önce kendini sevmeyi, saymayı öğrenecek. Unuttuysa hatırlayacacak.

Sonuçta öldü…